Açıklama

Dördüncü Ölüm Yılında Babam Prof. Dr. Faik Yaltırık

Öncelikle Değerli Nezih Başgelen Bey’e kadirşinaslığı için teşekkürle başlamak isterim.

“Evde hayat var” dendiğinde geçmişte ev hayatı ile ilgili gözlemlerimi anımsadım. Büyüklerim tatillerde ve bayramlarda bana ev ile ilgili geleneklerini aktarırlardı, tatlı esprilerle. Evde iş paylaşımı olurdu, zaman akıp giderdi. “Evde canım sıkıldı denmez, ayıptır.” derlerdi. O devirde ufak tefek şeyler için bile “ayıp” sözcüğü vardı. Heyecanlı anlatış tarzlarına da çok gülerdim. Evde tatil olduğumuz günlerde ise zaman zaman babam Prof. Dr. Faik Yaltırık’ın ekskürsiyonlarda çektiği fotoğrafları dia makinesinden ailece izlerdik. Prof. Dr. Hüsnü (Demiriz) amcanın Gümüşsuyu’ndaki evinde de bu âdet devam ederdi. Evlerde hem birlikte zaman geçirir, hem de yeni bilgiler edinirdik. Spor konusuna gelirsem; futbolu ve lezzetli yemek yemeği, özellikle dondurmayı çok severdi. Hayatı Beşiktaş’ta geçtiği için koyu bir Beşiktaşlı idi. Gece maçlarını bile kaçırmazdı. Pingpong oynamayı da çok severdi. Bezik de iyi oynardı. İskoçya ve Londra’da da aktif futbol tutkusunu aksatmadı. Çelik (Gülersoy) amca ile orta okuldan itibaren arkadaş ve dost olarak kaldılar ve İstanbul, ülkelerine faydaları için çok çalıştılar.

Edinburgh Üniversitesi Kraliyet Botanik Bahçesi’nde (The Royal Botanic Garden) yazılmaya başlanan, 11  ciltlik “Flora of Turkey”in 1961 yılından itibaren ilk Türk botanikçisi, soyadı “Peygamber Çiçeği” gibi yeni bulunan bitki türlerine verilen, bir kitabını Çanakkale şehidi ve ona “Orman Sevgisi”ni aşılayan iki dedesine atfeden, İstanbul’da moda terzihanesinin sahibesinin oğlu Prof. Dr. Faik Yaltırık’ın kızı olarak babamı farklı bakış açılarıyla şöyle aktarabilirim: 

Babam Prof. Dr. Faik Yaltırık ülkemizin “Botanik” terimi ile henüz tanışmadığı, dünyada yeşilin, ormanın, doğa bilincinin ve özleminin olmadığı bir dönemde, 1961 yılında yazılmaya başlanan ve  “Flora of Turkey” diye bilinen, ülkemiz florasını yazmak üzere Edinburgh Üniversitesi’ne seçilmiş “İlk Türk Botanikçisi”dir. Ne şaşırtıcıdır ki on bir ciltlik “Flora of Turkey”, İngiltere’nin İskoçya’sında, Edinburgh kentinde, “The Royal Botanical Garden”da yazılmıştır. 

“Yaşayan en büyük Türk Botanikçisi.” olarak biliniyordu. Vefatından sonra gerçekleşen anma toplantılarında “Efsane Hocayı Kaybettik”, “Bitki Dünyasının Duayenlerinden” diye bahsediliyordu. Yetiştirdiği öğrencileri, meslektaşları yeni kitaplar yayınlayınca; “Açtığınız yolda ilerliyoruz, hocam, ellerinizden öperiz.” diye kadirşinaslıklarını bildirip, hocalarını mutlu ediyorlar hem de gelecek nesle örnek oluyorlardı. Dünyada kendi konusunda önder olmuş, örnek alınmış kişiler (Liderler, bilim insanları, sanatçılar, sporcular, ticaret erbabı) gerçekte, çoğunlukla mütevazı ailelere mensuptular. Babamın ailesi gibi ve botanik dünyasının, öğrencilerinin sevip, saydığı babam, Gazi Mustafa Kemal’in baba soy ağacında damat olarak yer almaktaydı. Hasan Ali Yücel’in “İftihar Listesi”nde yer almış ve okullarını hep birincilikle bitirmişti.

“Prof. Dr. Faik Yaltırık, İtalyan Ormancılık Bilimler Akademisi’ne, Akademi Konseyi’nce üye seçilmiştir. Kendisine üyelik belgesi ile gümüş madalya gönderilmiştir. Bu üyelik, Balkanlar ve Yakın Doğu ülkeleri arasından, sadece Türkiye’den Prof. Dr. Faik Yaltırık’a verilmiştir. (Orman Botaniği alanında yapmış olduğu çalışmaları göz önünde tutarak verilmiştir, onurlu bir üyeliktir.)” kendi ifadeleriyle yazıp, şahsi dosyasında arşivlediği gibi uluslararası bilim konseylerinde yer almış, ülkesini temsil etmişti.

Mesleğe başladığı ilk yıllarda ''Pinus Nigra Şeneriana''yı keşfetmiş.  “Flora of Turkey” ekibindeki teşhisler yapmaya devam etmiş, TÜBİTAK  50. Yıl Ödülü’nü kazanmış, “Cumhuriyet Devrinin Altın Adamları” diye anılmış, Türkiye’deki ilk arboretumunun kurucularından birisi olarak bilgilerine danışılmış.  Bilgisini aktardığı Hayrettin Karaca ve Ali Nihat Gökyiğit dostları ile iş dünyasının botaniğe ilgisinden zevk almış, TEMA ve ÇEKÜL gibi doğa dostu nice derneğe ilham olmuş.

Libya’ya bir Millî Park  kazandıran ekipte yer almıştır.     

“Faik Yaltırık’ın 1961 yılında İngiltere’ye ilk gittiğinde fakültede okuduğu derslerin ve o derslerden aldığı notların transkripsiyonu gerekmiş. Dekanlıktan sağladım. O kadar kolay oldu ki İngilizce bu bilgileri yazmak; tüm notlar “excellent”. “Excellent” kelimesini de ben o zaman öğrendim. İngilizcem yoktu. Ama iki tane de “good” yazılı idi. O da iyi demekmiş. Fakültemizin İstanbul Üniversitesi’ne bağlandıktan sonra, 1948’den bu yana ondan daha üstün notlara sahip olmuş hiçbir mezunu yoktur.” Prof. Dr. Burhan Aytuğ, “Kasnak Meşesi ve Türkiye Florası Sempozyumu” 21-23 Eylül 1998

“Burada ben Faik Yaltırık’ın tüm boyutları ile anlatıldığı bir toplantıda, sivrileşmiş bir Faik Yaltırık’ın önemini vurgulamak için bulunuyorum. Bilim adamı olabilirsiniz. Cumhurbaşkanı da olabilirsiniz. Ama bir şeyi yapamazsınız. O da kuşaklar arasındaki bağın güçlü, geleceği önceden gören kolaylıklara doğru sapmasız insan tipi fazla yetiştiremiyorsunuz. Aranızdaki fark oradan ortaya çıkar.”  Prof. Dr. Metin Sözen’in sempozyum konuşma metninden. “Kasnak Meşesi ve Türkiye Florası Sempozyumu” 21-23 Eylül 1998

“Büyük Atatürk’ün, 1930 yılında söylediği bir söz var. Şöyle diyor; “Öğrenci her ne yaşta olursa olsun, onlara geleceğin büyükleri gözüyle bakılmalı ve öyle muamele edilmeli”. Sayın Hocam F. Yaltırık, âdeta bu misyonu yüklenmiştir. Biz öğrencileri onun nazarında birer büyük insandır. Dersini bitirdikten sonra etrafına halkalanıp, konuşma fırsatı bulabilirsek kendimizi çok iyi hissederdik. Çok mutlu olurduk. Eğer Sayın Hoca’mın bu tavrı, tarzı ilaç yapılabilseydi, ampul, süspansiyon veya tablet olarak; herhâlde dünyada satış rekorları kırardı. Bunu yapan arkadaşımız da çok güzel köşeyi dönerdi. Sayıları binli rakamlarla ifade edilen, bugün eczacı unvanını kazanmış bizler,  gerek derslerimizle ilgili,  gerekse sosyal açıdan gösterdiği emek ve çabalar için kendisine çok şeyler borçluyuz. Bu borç ödenmez bir borç…” Eczacı Sedat Can’ın, “Kasnak Meşesi ve Türkiye Florası Sempozyumu” 21-23 Eylül 1998

“Milli Sol Açık. Kendisi pek solcu olmasa da zâten, o zaman ne sağcılık vardı, ne solculuk vardı; sâdece Faik’in eli ve ayağı solcuydu; hem Beşiktaş’ta oturur, hem koyu Beşiktaşlıdır;  sol açık Şükrü’den sonra Faik gelirdi. O yıllarda, Alman ormancı gençlik organizasyonunun daveti üzerine fakültemizin de bilgisi dahilinde, bir Almanya gezisine katılmıştık. Temaslarımız arasında futbol karşılaşması da vardı; sol açık olarak takımda yerini alarak millî olmuştu; yıl 1950 olabilir.” “Kasnak Meşesi ve Türkiye Florası Sempozyumu”, 21-23 Eylül 1998. Prof. Dr. Nihat Uluocak

“Prof. Dr. Faik Yaltırık, Türkiye'nin orman ağaçları ve otsu bitkileri üzerinde 40 yılı aşkın bir süreden beri araştırmalarda bulunmuş, ülkemizde yetiştiği bilinmeyen çok sayıda ağaç türü ve varyetelerini ortaya çıkarmış ve bunlara yeni isimler vermiştir.  Dâima yabancı botanikçiler ile yazışarak fikir alışverişinde bulunmuştur. Organisation for the Phyto-Taxonomical Investigation of the Mediterranean Area (Akdeniz Bölgesi Bitki Sistematiği Araştırmaları Organizasyonu OPTIMA:); International Dendrology  Society, London (Uluslararası Dendroloji Derneği) ve International Oak Society, U.S.A. (Uluslararası Meşe Derneği, A.B.D.), L’Accademia İtaliana di Scienze Forestali – Firenze, (İtalyan Bilimler Akademisi)  üyeliğine seçilmiş.

Ayrıca,  İstanbul Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu'na YÖK tarafından üye seçilmiş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Danışma Kurulu üyeliği yapmış. Hindistan Kalyani Üniversitesi'nce (Batı Bengal) bir doktora ve bir profesörlük için iki defa dışarıdan raportör seçilmiş. Kendisinin kişisel ve akademik geçmişi genç nesillere örnek olacaktır.

1948-1988 yıllan arasında, Edinburgh Üniversitesi'nden Prof. Dr. P. H.Davis'in editörlüğünü yaptığı ve büyük bir ekip tarafından hazırlanan, Kraliyet Botanik Bahçesi (The Royal Botanic Garden) herbaryumunda yazımı tamamlanan ve tümü basılan 10 ciltlik "Flora of Turkey and the Aegean Islands" adlı büyük eser için Prof.Dr. Faik Yaltırık, yıllar alan çalışma ile odunsu bitkilere ait çok sayıda familya, cins ve türlerin revziyonlannı yapmıştır. Revizyonu yapılan cinslerin sayısı bir hayli fazladır: Acer L., Pistacia L., Tilia L., İlex. L., Rhamnus L., Frangula Mill., Cercis L., Diospyros L., Jasminum L., Fontanesia LabilI., Fraxinus L., Ligustrum L., Osmanthus Lour., Phillyrea L., Populııs L., Corylus L., Alnus L., Ostrya Scop., Quercus L., Fagus L., Castanea Mill, Carpinus L., Juglans L., Pcerocarya Kunth., Morus L., Platanus. L. gibi özellikle Akçaağaç, Cehri ve Meşeler üzerinde yaptığı morfolojik ve anatomik çalışmalar uluslararası bilim çevrelerince ilgiyle karşılanmıştır.

Revizyonu yapılan cinslerin sayısı bir hayli fazladır: Acer L., Pistacia L., Tilia L., İlex. L., Rhamnus L., Frangula Mill., Cercis L., Diospyros L., Jasminum L., Fontanesia Labil I., Fraxinus L., Ligustrum L., Osmanthus Lour., Phillyrea L., Populıs L., Corylus L., Alnus L., Ostrya Scop., Quercus L., Fagus L., Castanea Mill, Carpinus L., Juglans L., Pterocarya Kunth., Morus L., Platanus. L. gibi özellikle Akçaağaç, Cehri ve Meşeler üzerinde yaptığı morfolojik ve anatomik çalışmalar uluslararası bilim çevrelerince ilgiyle karşılanmıştır. 

Ülkemizde yetiştiği bilinmeyen 2 yeni tür, 5 yeni alttür, 6 yeni varyete saptamış ve 2 yeni taksonomik kademe düzeltmesi yapmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır: 

Pistacia eurycarpa Yaltınk (Siirt Menengici) - 

Rhamnus kayacıkii Davis et Yaltırık (emekli Prof.Dr.H.Kayacık'ın adına verilmiştir). - 

Acer monspessulanum L.subsp. oksa/ianum Yaltırık (Merhum Ord. Prof. E. M. Oksal adına verilmiştir). - 

Alnus glutinosa Gaertner subsp. antiraurica Yaltırık - 

Salix purpurea L.Subsp. leucodermis Yaltınk - 

Fraxinus ornus L. subsp. ci/icica (Lindie) Yaltırık - 

Acer hyrcanum Fisch. et Mey.subsp.sphaerocaryum Yaltırık - 

Pinus brutia Ten. var.densifolia Yalt. and Boyd. - 

Acer cappadocicum Gledistch var. stenocarpum Yaltırık - 

Acer divergens Rax.var.trilobum Yaltırık - 

Pinus pinea L.var. ürgencii Yaltırık.


Yabancı ve yerli araştırıcıların Prof. Dr. Yaltırık'a adının verildiği bitki taksonları: 

Campanula yaltirikii H.Duman, Türkiye’nin Antalya Bölümü 

Centaurea yaltirikii subsp. yaltirikii N.Aksoy, H.Duman & Efe, Türkiye’nin Batı Karadeniz Bölümü *

Crataegus yaltirikii Dönmez, Türkiye’nin Hakkâri Bölümü 

Erysimum yaltirikii Yıld., Türkiye’nin Orta Karadeniz Bölümü 

Pyrus yaltirikii Browicz, Türkiye’nin Yukarı Fırat Bölümü 

Quercus trojana Webb subsp. yaltirikii Ziel., Petrova & D.Tomasz.,Türkiye’nin Akdeniz Bölgesi **

Sorbus caucasica Zinserl. var. yaltirikii Gökşin, Türkiye’nin D. Karadeniz Bölümü 

Cercis siliquastrum L. nothosubsp. yaltirikii (Ponert) Govaerts,Türkiye’nin Antalya Bölümü 

Juniperus oxycedrus f. yaltirikiana Meral Avci & Ziel.,Türkiye’nin Batı Karadeniz Bölümü 

Pinus nigra Arn. subsp. pallasiana (Lamb.) Holmboe var. yaltırıkiana Alptekin,Türkiye’nin Orta Karadeniz Bölümü  

Otuz beş kadar yabancı dergilerde ve florada yayınlanmış 160'ı aşkın makalesi, 15 araştırma ve ders kitabı vardır. Kitaplarından bazıları şunlardır: - 

Belgrad Ormanı Vejetasyonunun Floristik Analizi ve Ana Meşçere Tiplerininin Kompozisyonu Üzerine Araştırmalar.  

Yerli Akçaağaç (Acer L.) Türleri üzerinde Morfolojik ve Anatomik Araştırmalar (The Taxonomical Study on the Macro-and Micro-Morphological Characteristice of Indigenus Maples (Acer L.) in Turkey

Türkiye'deki Doğal Oleaceae Taksonlarının Sistematik Revizyonu (Taxonomic Revision of the Indigenous Taxa within the Family Oleaceae in Turkey)

Dendroloji-I Orman ve Parklarımızdaki Bazı Yapraklı Ağaç ve Çalıların Kışın Tanınması (Yardımcı ders kitabı), İngilizce anahtarlı, 

Türkiye'de Orman Yan Ürünleri, (YBozkurt, M.Özdönmez ile müşterek) 

Türkiye Meşeleri Teşhis Kılavuzu, 

Dendroloji Ders Kitabı i: Gymnospermae (Açık Tohumlular), 

Dendroloji Ders Kitabı II: Angiospennae (kapalı Tohumlular), Bölüm I (I. AmentiferaeII.Floriferae:Apetalae), 

Otsu Bitkiler Sistematiği. Ders kitabı, 

Otsu Bitkiler Sistematiği, ders kitabı. Baskı, II. Baskı. 

İstanbul Adalarının Doğal ve Ekzotik Bitkileri (A.Efe ve A. Uzun ile müşterek), 

Süs Bitkileri: Ağaç ve Çalılar. (M.Öztürk ve E. Yücel ile müşterek),

Tarih Boyunca İstanbul'un Park, Bahçe ve Koruları. Egzotik Ağaç ve Çalıları (A.Efe , A.Uzun ile müşterek)

Yayınlanan başlıca bilimsel makaleler şunlardır: - Güney Amanoslarda Floristik Müşahedeler, i.Ü.Orm.Fak.Derg.Seri A., 8(2): 199-210.1958. - Türkiye Florası İçin Yeni Bir Tesbit: Sorbus trilobata Labill., İ.Ü.Orm.Fak.Derg.Seri A, 160): 156-159,1996. - Contributions to the Taxonomy of Woods in Turkish Maples with relation to the Humidity of the Sites, Journal of the Institute of Wood Science, Number 25, Vo1.5, No: I, April 1970. - General Aspect of Turkish Forestry, H.Kayacık ile müşterek, 1971 Botanical Society of Edinburgh. - Türkiye'de yazın yaprak döken bir odunsu bitki: Kokar Çalı (Anagyris foeıida L.) ve ormancılık pratiğinde taşıdığı önem, İ.Ü. Orm.Fak.Derg. Seri A, 220: 295-30 I, i972) - Türkiye'deki belli başlı ormanların floristik yapısı-Kazdağı Göknarı ve Türkiye Florası Sempozyumu bildirilerinden (İngilizce), 1973: 179- 194, İstanbul 1973. - Türkiye'de doğal odunsu bitkilerin yayılışına katkı, Biy.Derg. 24:28-40, 1974 (G.Eliçin ile müşterek). - The Floristic Composition of the Italian Cypress (Cupressus sempervirens L.) Forest Within the Antalya Region in Turkey, H. Kayacık, G.Eliçin ile müşterek, Webbia, Firenze, 1979,340 )0145-163. - A New record for Turkey: Viburnum tinus L., Notes Roy. Bot. Gard., Edinburgh 38 0):102, 1980. - Trakya'nın Ağaçları ve Çalıları, (G.Eliçin ile müşterek), İ.Ü.Orm Fak.Derg. Seri A, 32 (2):33- 63, 1982. - The First Turkish Arboretum: The Atatürk Arboretum, V.Optima Meeting, Abstr. Corn., 33, İstanbul, 1986. 

Üyesi bulunduğu uluslararası kuruluşlar: OPTİMA (Organisation for the Phyto-Taxonomical Investigation of the Mediterranean Area (Akdeniz Bölgesi Bitki Sistematiği Araştırmaları Organizasyonu); International Dendrology Society, London (Uluslararası Dendroloji Derneği) ve International Oak Society, U.S.A. (Uluslararası Meşe Derneği, A.B.D.). 

Üyesi bulunduğu diğer kuruluşlar: Türkiye Ormancılar Cemiyeti; T.M.M.O.B. Orman Mühendisleri Odası, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği, Türkiye Yeşillendirme ve Çevre Koruma Kurumu. 

Orman Fakültesi Herbariumu (ISTO) ile Atatürk Arboretumu 'nun gelişmesinde aktif görev yapmıştır.
 

Yurt içinde ve dışında bilimsel çalışmaları ilgiyle izlenilen Prof. Dr. Faik Yaltınk'a 1973 yılında TÜBİTAK tarafından "5O. Yıl Cumhuriyet Ödülü" verilmiştir, 17 Ekim 1986 tarihinden itibaren de İtalyan Ormancılık Bilimleri Akademisi'ne (Academia İtaliana Di Science Forestali - Firenze) üye seçilmiştir. (Prof. Dr. Gökhan Eliçin, 19998)

Güney Amanoslarda floristik çalışmalar (YALTIRIK 1958), 

Bitki toplayıcılarına tavsiyeler (YALTIRIK 1962), 

Belgrad ormanının florası (YALTIRIK 1963), 

Türkiye florası için yeni bir Sorbus L. türünün tespiti (YALTIRIK 1966), 

Türkiye florası için yeni bir Pistacia L. türünün tes piti (YALTIRIK 1967), 

Türkiye’nin Dişbudak taksonları (YALTIRIK 1971), 

Kokar çatının önemi (YALTIRIK 1972), Trakya'nın ağaç ve çalıları (YALTIRIK/ELİÇİN 1982), 

Türkiye florası için yeni bir Söğüt taksonu (YALTIRIK 1988), 

Atatürk Arboretumu’nun mevcut bitki potansiyeli ve öneminin açıklanması (YALTIRIK 1988), 

Gelibolu Yarımadasının Florası I, II, III (YALTIRIK 1958, 1959, 1969), 

Canlı ve kurutulmuş bitki müzelerinin (Arboretum, Botanik Bahçesi ve Herbaryumlar) önemi ve taksonomiye sağladığı yararlar (YALTIRIK 1969). 

Ericaceae (aksonlarına toplu bakış (YALTIRIK 1971), 

Dağ çalısının ormancılıktaki önemi ve tanıtılması (YALTIRIK 1971), 

Kokar çalının botanik özellikleri ve ormancılıktaki önemi (YALTIRIK 1972), 

Türkiye’nin Kara Kavak taksonları ve yetiştirilen kavak (aksonları hakkında yeni görüşler (YALTIRIK 1973), 

Trakya vejetasyonuna genel bir bakış ve İğneada subasar ormanlarının floristik yapısının genel bir değerlendirmesi (YALTIRIK/ EFE 1988), 

Taksonomide anatomik çalışmaların önemi anlaşıldıktan sonra, taksonomik çalışmalarda odun anatomisi de incelenmeye başlanmıştır. YALTIRIK (1968, 1970) tarafından Yerli Akçaağaçların taksonomik revizyonu yapılırken, her bir taksonun anatomik ve morfolojik yapısı çalışılarak yetişme yeri özelikleri ortaya konmuştur. YALTIRIK (1973) tarafından Makedonya meşesinin morfolojik özellikleri ve yayılışı açıklanmıştır. Morfolojik ve Anatomik çalışmalar ile polen morfolojisi çalışmaları birlikte yürütülmeye başlanmış ve bu konuda çok sayıda çalışma yapılmıştır. YALTIRIK (1971)

Ayrıca YALTIRIK (1969) tarafından Hollanda’da yapılan paleobotanik bir çalışmanın bizi ilgilendiren yönü adlı makalesi ile Striatoabietites adlı bir cinse ait olduğu saptanan fosil bir bitkiye tür adı olarak "aytugii" (Striatoabietites aytugii) verildiğini duyurmuştur. Palinoloji'de Fenolojik gözlemlerin önemi ve İstanbul çevresi doğal bitkilerinin çiçek açma zamanlan (AYTUĞ/YALTIRIK 1966) adlı çalışmadır. (Prof. Dr. Ünal Akkemik)

*Peygamber çiçeği ailesinden gelen ''Centaurea yaltirikii''nin ise Türkiye florasında birçok odunsu taksonun isimlendirmesini yapan, orman botaniği konusunda önemli eserler veren ve birçok botanikçinin yetişmesine katkıda bulunan İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Botaniği Anabilim Dalı emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Faik Yaltırık'ın adının verildiğini dile getiren Aksoy, bu bitkiyle Türkiye florasındaki Peygamber çiçekleri sayısının 196'ya ulaştığına dikkati çekti. -Türler yok olma tehlikesi altında- Aksoy, yeni keşfedilen iki bitkinin de Türkiye'nin taraf olduğu Uluslararası Bern ve Bitki Koruma Sözleşmesi'ne göre 10 kilometrekarelik alanda 250 bireyden az bireye sahip olmasından dolayı türleri tehlike altında bulunanlar arasında yer aldığını vurguladı. Bitkisel biyolojik çeşitlilik bakımından, yüzde 10 endemizm oranıyla Önemli Bitki Alanları (ÖBA) kriterine sahip olan Elmacık Dağları'nda doğa korumaya yönelik çalışmalara başlanmazsa Düzce bölgesine özgü bu endemik iki bitki türünün de nesli tükenenler statüsüne gireceğine işaret eden Aksoy, bu nedenle yerinde koruma kriterine göre doğal habitat alanlarının acilen koruma altına alınıp, devamlılığının sağlanması gerektiğini anlattı. (Prof. Dr. Necmi Aksoy)

**Makedonya meşesi (Q. trojana) çeşitli alt türleri ile Akdeniz havzasında temsil edilir. Bunlar 1 = subsp. trojana; 2 = subsp. yaltirikii; 3 = subsp. euboica. Bunlardan birisi olan Q. trojana subsp. yaltirikii yakın yıllarda Toroslardan tanımlanmış ve İ.Ü. Orman Fakültesi hocalarından Prof. Dr. Faik Yaltırık’ın adı verilmiştir (Zielinski vd. 2006). (Prof. Dr. Meral Avcı)

Ağaç: Prof. Dr. Faik Yaltırık’ın tanımına göre; boyu en az beş metre, gövde çapı da on santimetreden aşağı olmayan dal, sürgün ve yaprakların oluşturduğu tepe tacını tek bir gövde ile taşıyan, her yıl çap artımı yaparak kalınlaşan, boy büyümesi yaparak boylanan ve dokularındaki hücrelerin büyük bir kısmı odunlaşmış olan uzun ömürlü odunsu bitkilerdir.” (Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği Çalışma Grubu, (climatechange.boun.edu.tr/neslihan.)

“Rahmetli hocayı ilk kez İstanbul Süleymaniye'de,  sistematik botanik  Doçentlik sınavında  jüri üyesi olarak  tanımıştım. Babacan tavırları ile adayları rahatlatırdı. Diğer jüri üyeleri H. Demiriz, Betül Tutel, Hayrettin Kayacık ve Saffet Baydar  idi. Tek hayatta kalan herhâlde Saffet hoca olmalı.  Allah hepsine rahmet etsin. Son kaybımız Faik hocanın yakınlarına ve çalışma arkadaşlarına sabırlar dilerim.  Sonraki yıllarda  Edinburgh'taki Güney Batı Asya toplantısında H. Demiriz ile beraber  karşılaşmıştık. Daha sonra da  İzmir'deki bir sempozyumda, Spil  Dağı gezisinde  yakından tanımıştım.  Gençlere devamlı çevresindekiler hakkında bilgiler verirdi. Allah taksiratlarını affetsin, mekânı cennet olsun.” Sadık Erik, Hacettepe Üniversitesi   

“It is with great sadness that I learnt from Ian that Prof. Faik Yaltirik has passed away. I do clearly remember him surrounded by happy students, all sitting down and listening to him with smiley faces at the top of Manisa Dag during the Izmir Symposium. He was sitting on a rock and behind him there were splendid wide views, I think of almost to the sea. He was very good indeed with young people and I could see they loved him.  Apart from all his work as botanist, I saw he was a kind, generous man. And that is what we are all remembering at this moment - long live Faik in our hearts and ours! My personal condolences and the condolences of the Herbarium of the University of Coimbra. ​Kind regards,” Fátima Sales, Prof. Associate  •  Herbarium Curator (COI) Centre for Functional Ecology  Dpt Life Sciences   

“Rahmetli Hocamızın Muhterem Emanetleri,

Hocamızın bitki dünyasına devasa hizmetlerinin anısına botanik bahçemizdeki Mamut Ağacı’nı (Sequoiadendron giganteum) ithaf etmek istiyoruz. Mamut Ağacı, hocamızın hizmetleri gibi devasa boyutlara ulaşabilen uzun ömürlü bir ağaçtır. Ayrıca hocamızın adının verildiği türler ile hocamızın bizzat betimlediği türlerden bir köşeyi de NGBB Arboretumu’nda meydana getirmeyi tasarlıyoruz. Mamut Ağacı’yla ilgili etkinlik için sizce 3 veya 24 Eylül 2016 tarihlerinden hangisinin daha uygun olacağını bildirebilir misiniz? Saygılarımızla,” A. Nihat Gökyiğit- ANG Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı, Prof. Dr. Adil Güner- NGBB Müdürü                                            

Anlaşılıyor ki “Faik hoca gibi olmak” için çok çalışmak değil, çalışkanların çalışkanı olmak gerekiyor. Konusunda yeni yöntemler geliştirmek gerekiyor. Sistem insanı olmak gerekiyor. En önemlisi mütevazı, “insan” olmak gerekiyor. Her yaştan değişik kültürden gelen bilim, iş dünyasının ya da öğrencilerin sevgisini kazanmak gerekiyor. İçten yapmak ise en önemli meziyet. Hem Türkçe hem İngilizce dünyanın farklı bölgelerinden farklı kişilerce aynı/tıpkı ifadeler varsa Rudyard Kiplig’in “if” şiirindeki “insan olmak” başarılmıştır.

Babam ülkesini o kadar çok sevdi ki öğrencilerinin aklında kalsın diye Türkiye Haritası'nı avuç içleri ile anlattı. El verdiği kıymetli öğrencileri de aynı yöntemle anlatmaya devam ediyor. Avrupa ve Asya Kıtası’nı birleştiren İstanbul Boğazı için çizdiği at heykeline, resim öğretmeni değerli heykeltraşımız Zühtü Müridoğlu’nun “Bu ne muhayyele?” diyerek şaşkınlıkla beğenisini dile getirdiği ve yüreklendirdiği babamın tabirleri, benzetmeleri, çizimleri, öğrencilerinin aklında kalsın diye “El işareti ile Türkiye haritası, sedir ağacını unutmasınlar diye “Divandan aklınızda kalsın, çocuklar.”, “Ağaç dikilir, tohum ekilir.”, “Her iğne yapraklı çam değildir.” cümleleri meşhurdu. Sokakta da “Aman baba, sakin ol.” derdik ama o yine de “Çocuğum çocuğum, sallama şu ağacın dalları, senin kolunu sallasa birisi ne yaparsın?”  dediğinde, çocuklardan çok anneleri bir tuhaf olurdu.

 Üç yıl sonra vefat edeceğini bilmeden “85. Yaş Günün Kutlu Olsun Prof. Dr. Faik Yaltırık” diye bir yazı kaleme almıştım:  Gece yarısı, 13 Ocak 2013, Pazar. Babamın 85. yaş gününü kutladık, birkaç saat önce. Aslında doğum günü 11 Ocak. Lakapların kaldırılmadığı dönemde, Şeyhoğlu soyundan geldiği babası Eyüp Bey’in eski nüfus cüzdanından bilebildiğimiz, Karadeniz Ereğlisi’ndeki dede evinde dünyaya gözlerini açmıştı. Şehrine ilk çilek fidelerini getirip, büyük bahçelerinde özenle yetiştiren Eyüp Bey, gerek tipi, gerekse de giyim tarzıyla ne kadar da Kafka’ya benziyordu. Huyu ise Kafka’nın babasına… Üstün, seçkin, mümtaz anlamındaki ismi, kulağına Faik olarak dua ile üflenen babam, annesi şen şakrak Nevzat Hanım’ın, neredeyse bir buçuk yıl verdiği ana sütüyle büyümüştü. Babaannesi Melek Hanım, nam-ı değer Melecüm’ün ilk erkek torunuydu. Dedesi Hüseyin Bey’i ise hiç tanıyamayacaktı. Zira, Çanakkale’de şehit düşmüştü. Biraz daha büyüdüğünde, babaannesi ilk erkek torunu olan Faik’e “Bu madalyayı sana vereceğim.” diyerek gösterdiği ise hafızasından hiç silinmeyecekti. Melek Hanım’ın babası şekercilikle uğraşıyordu ve şekerci dükkânı vardı. Cam kavanozların içinde cam gibi, mangır mangır, rengârenk, her çeşit akide şekeri. Çilekler de şekerciliğe olan merakla getirtilmişti. Çilekli akide şekeri. Dayısı Saffet’in en sevdiği ise damla sakızlı akide şekeriydi ve geçen hafta kutladığımız yaş gününde tadı hala damağında, gözleri parlayarak, yutkunarak bizlere aktarmıştı.

Babamın unutamadığı ilk çocukluk tadı ise, emziğinin tadıydı ve öyle tatlıydı ki Faik bebeğin damağının tadı. Sevgili annesi Nevzat Hanım, incecik, tertemiz tülbentin içine, mis gibi taze lokumu koyup, emzik şeklinde ağzına veriyordu, içten tebessümüyle. Bir yandan da uduyla şarkı söylüyordu. Tabii evde olduğu zaman, babası Eyüp Bey de uduyla eşlik ediyordu. Nevzat ve Eyüp’ün utlarla aşklarının ilk meyvesi, Faik bebek. Faik ismini neden mi koymuşlardı? Ailede bir Faika Hanım vardı. Bir de Faik olmalıydı. Ne de olsa, bestekar Hacı Faik Bey’in şarkılarıyla, birbirlerine aşklarını dile getirmişlerdi, Saba, Hüzzam ve Rast ile…

 

Nihansın dideden ey mest-i nazım

Bana sensiz cihanda can ne lazım

Benim sensiz felekte çare sazım

Bana sensiz cihanda can ne lazım

gönüllerden, dillere, tellere dökülmemiş miydi?  Hele, bu besteyi en güzel icra eden ve kıymetli eniştesi Haydar Sarıali’den gençliğini dinlediği, Hamiyet Yüceses Hanım’ı da yad ederek gülümsemiyorlar mıydı? Dahası; Eyüp Bey, Nevzat Hanım’ı daha fazla görebilmek için, sevdiği kızın kapısında yatmamış mıydı, gecelerce? Aşkının aşkı, biricik erkek kardeşi minik Saffet’e, her akşam iş çıkışı, kılıfından özenle çıkartıp, keman çaldıktan sonra, cebinden espriyle verdiği, çikolata ile sevindirmemiş miydi? En kokulu çilekleri tattırmamış mıydı? Ailenin vazgeçilmezi Ereğli çileği. Nefis çilek reçeli yapılırdı, hem de yıllarca devam edegelen bir heves ve iştahla paylaşarak. Görünüşü de, kokusu da ömre bedeldi. Faik henüz üç yaşındayken, bir gün bahçedeki çilek fidelerinin arasına girmiş, bir güzel hapur küpür çilekleri yememiş miydi, üstü başı çilek lekesi? Bazılarının üzerine basmamış mıydı? Hayatın ilk azarını da çilekten işitmemiş miydi?

O günlerin anısına; 85. yaş günü pastasının ikisi de çilekliydi. Divan Pastanesi’nin nefis çilek-çikolatalı ve çilek-vanilyalı özeli. “Her yaş günüm güzeldi ama bu, çok özel.” diyerek pastalarının mumlarını bir solukta üfledikten sonra, duygulu bir konuşma yaptı. Kahkahalar patladı anılara yolculukla, aramızda bulunamayanların kulaklarını çınlatarak ve yad ederek uçup gidenleri… Çilek bahçeli dede evinde, dünyaya gelen minicik Faik, ülkesini botanik dalında temsil etmiş, soyadına türler bulunan bir profesördü ama o benim babamdı, acı-tatlı her özelini bildiğim. Adı bir bestekardan yadigâr. Her zaman yaptığım gibi o yadigarların anısına, kitap odamızdaki bir çekmecede duran babaannem Nevzat Hanım ve dedem Eyüp Bey’in, musiki dosyasını çıkarttım gece yarısı. Saba – Chantturc ve sonrası Osmanlı Türkçesi ile devam eden notalar, sözler, özenli, romantik resim ve fotoğraflar… Satış Yeri: “Chamli İskender, Eski Darülfünun karşısı, Stamboul, Telephone 1836” ibaresi, Kutmani Zade Şamlı İskender, Alati musikiye ve her nevi Nota neşriyat mağazası, Hicaz Faslı, 31 Parçadan mürekkep peşrev, beste şarkı ve saz semaisini havidir. Musiki şinaslar tarafından tertip ve tashih edilmiştir… Şimdiye kadar makamatı muhtelifeden neşredilmiş olan fasılların esamisi bervechiatidir… Behnrinin Fiatı 40 kuruştur… Severim Her Güzeli… O Fettan Dilinin Sırrına Kandım…Sensiz Gecenin Var mı Sabahı…Aşkınla harap olduğumu…Şen gözlerine…Sevdi Gheuynum…Saçlar dagınık–Bir gece…Ruhumda Bahar açtı…İnleyen udum mu…Tango Türk-Kırmızı Dudak, Piyano Muallimi Mihran Pabuçyan Efendi, Tambouri Djemil Bey, Mihran E, Yesari Asım, Kanuni Artaki Ef.” ve daha niceleri ile gözlerimde damlalar, koca bir yadigar dosya…Bordo renkli eski dosya da içindekiler kadar ilginçti. “American Academy for Girls 1876” amblemiyle… Nevzat Hanım, acaba hangi mezuniyet kostümü dikmişti, bir genç kızın sevincine, güzellik katmak üzere? Yine esef ettim, atalarımın eski Türkçe dedikleri Osmanlı Türkçesi’ni bilemediğime. Yadigâr fotoğrafların arkasında yazılanları da okuyamadığımdaki histeydi yüreğimi burkan ve bu yaşımda realize edebildiğim… Hem de bu kez, iki kere esef ettim; Osmanlıca Türkçesi’nin yanındaki notaları da okuyamadığım için. Sevincim ise maddi ve manevi pek çok yadigarların kaybolmuşluğuna inat, aşk nameleri elimde aşk ile bana bakıyorlardı ve Hacı Faik Bey gibi üretken bir bestekarımızdan yadigâr adıyla, Prof. Dr. Faik Yaltırık da kendi dalında üretken olmuş, hatta birkaç ay önce soyadı Peygamber Çiçeği’ne verilmişti, Rengigül Hanım’ın kitabının konseptine de uyan... Pastalarındaki mumları, hep böyle kuvvetli söndür sevgili babaanneciğimin biricik oğlu, ismi bestekardan yadigâr babacığım… Çilek kokulu, “Chantturc” notalı nice akşamlara, içimde aşk ile aşıklara tercüman olan dünyadaki ünlü ünsüz, eserleri gün yüzüne çıkabilme şansını yakalayabilen, yakalayamayan, aramızdan ayrılan, yaşayan ve yaşayacak tüm sanatçılara ve sanatçıları destekleyen, sanatçı ruhlara saygıyla…”

“Ağaç ve orman konusunda Türkiye'nin önde gelen bilim adamlarından biri olan Prof. Dr. Faik Yaltırık, ağaçlar konusundaki cahillikten yakınıp, bu konudaki üzüntüsünü şöyle dile getirmişti: "Üzülerek belirtmek isterim ki, halkımızın büyük gördüğü her türlü iğne yapraklı ağaca çam deyip geçer. Detaylarla uğraşma zahmetine katlanmayız, fark olup olmadığını merak etmeyiz. Lütfen çam saplantısından kurtulun. Her gördüğünüz iğne yapraklı ağaca çam demekten vazgeçin." agaclar.net; ağaçlar konusunda Türkçe bir internet sitesi olarak var olmasını, Sayın Faik Yaltırık'a ithaf eder... "Siz onu umursamazsanız, doğa sizi hiç umursamaz" Doğa'nın bize değil, gerçekte bizim var olmak için Doğa'ya ihtiyacımız var!”

“Halk arasında ''Topkaraçam'' ya da ''Çoban çamı'', literatürde ise ''Pinus Nigra Şeneriana'' diye bilinen Şeneriana çamının varlığı, ilk kez Türk bilim adamı Prof. Dr. Faik Yaltırık tarafından 1955 yılında ortaya çıkarıldı.” - “Kütahya'nın Domaniç ilçesinde yetişen ve dünyada başka bir örneği olmadığı öne sürülen ''Şeneriana'' çamı, iki yıl önce oluşturulan koruda muhafaza ediliyor. Halk arasında ''top karaçam'' ya da ''çoban çamı'', literatürde ise ''Pinus Nigra Şeneriana'' diye bilinen Şeneriana çamının varlığı, ilk kez Türk bilim adamı Prof. Dr. Faik Yaltırık tarafından 1955 yılında ortaya çıkarıldı. Domaniç'e bağlı Çokköy ile Aksu köyü yakınlarında yer alan, dünyada başka örneği olmadığı iddia edilen ve bu özelliğiyle bilim insanlarının dikkatini çeken bu çam türünün Türkiye'deki tek korusu, Domaniç'te bulunuyor. Domaniç Orman İşletmesince 28 hektar alanın 2008'de koruya dönüştürülmesiyle korunmaya başlanan Şeneriana çamının, dallarının ince olmasından dolayı ekonomik değerinin olmadığı belirtiliyor. 4-5 yılda az sayıda tohum veren Şeneriana çamının yer aldığı Domaniç'teki koru, çevresi dikenli tellerle çevrilerek doğal olarak yayılmasına ortam hazırlandı. Şeneriana çamı burada yeni filizleriyle çoğalmaya devam ediyor.” Domaniç Orman İşletme Müdürü İhsan Gönül    

Dolar Açan Tomurcuklar: “... Yeterince tanıtım yapılmadığı için olsa gerek, ülkemizde yaygın bir şekilde tüketimi yok kaparinin. Yalnız büyük kentlerimizin süper marketlerinde, ithal kavanozlarda karşımıza çıkıyor. Alıcısı kıyamet. Prof. Dr. Faik YALTIRIK bu durumu şaşkınlıkla karşılıyor ve diyor ki:  ''Garip olan nedir bilir misiniz? Her yıl tonlarca dış ülkelere kapari bitkisinin çiçek tomurcuklarını ihraç ederken, büyük kentlerimizin süper marketlerinde kavanozlar içerisinde ithal malı kapariler satılıyor.'' Bu çelişkili durum biraz da yaygın tüketimin olmaması nedeniyle üreticinin ürününü iç piyasaya sunmaktansa ihraç etmeyi tercih etmesinden kaynaklanıyor.”

 “Orman Botaniği Kürsüsü "Orman Botaniği Bilim Dalı" olarak adı geçen anabilim dalı içerisinde yer almıştır. Daha sonra da, 1993'te Orman Botaniği Anabilim Dalı olarak adı değişmiş, halen bu ad altında çalışmalarını yürütmektedir. ISTO Herbaryumu ile Atatürk Arboretumu'nun kurulmasında Prof. Dr. H. KAYACIK ve Prof. Dr. Faik YALTIRIK'ın emeği büyüktür.” orman.kastamonu.edu.tr

“Ormanın 16. yüzyılda kazandığı koruma statüsü, tarihimizde pek az yere nasip olan bir şansla Cumhuriyet dönemine kadar devam eder. Hatta, 1894 yılında çıkarılan bir ‘‘irade-i seniye’’ ile ormana ismini veren ‘‘Belgrad Köyü’’ yarattığı çevre kirliliği yüzünden kaldırılır ve her ne sebeple olursa olsun ağaç kesimi yasaklanır. Belgrad Ormanı'nı bir mesire yeri olarak ilk kullanmaya başlayanlar ise özellikle Fransız ve Ermeniler'in başını çektiği azınlıklardır. Yaz sıcaklarının bastırıp Beyoğlu'nun (Pera) bulaşıcı hastalıklarla cebelleşmeye başladığı dönemde, elçiliklere bağlı birçok yabancı, Karadeniz rüzgarlarına açık, bu bol ağaçlıklı sayfiyeye akın eder. Yaşayan en büyük botanikçilerimizden Faik Yaltırık, İstanbul Ansiklopedisi'nde, zamanın İstanbul'unda Türkler için Kağıthane ne ise, Belgrad köyünün de yabancılar için aynı şey olduğunu söyler. İstanbul'un sayfiye defterinde Kağıthane sayfaları çoktan tükendi. Ulaşım vasıtaları gelişti, yollar güzelleşti. Geçmişin tüm piyade ve süvarileri motorize birlik haline gelince çıkartmalar Belgrad Ormanı'na yapılmaya başlandı.” İstanbul Büyükşehir Belediyesi İnternet Sitesi

Yaşar Kemal Kitaplarındaki Faik Yaltırık Teşhisleri: “ ’85 yılında Fest Seyahat’i kurduk. Bazı çabalara giriştik. O ara doğayı gezdirmek istiyoruz. Bugün aramızda Fahri Aral. Hem hocamızın öğrencisi hem de ’68-69 döneminde Orman Fakültesi Talebe Cemiyeti’nin başkanı. O aralar da “Tarih ve Toplum”un yönetmeni. Ben böyle arayış içinde olunca “Yahu” dedi “Faik hocadan daha başka kimi bulacağız?” ve böylece Faik hocayla yollarımız kesişti. O aralar biz de dağ tepe yürüyorduk ama o flora denilen şey bambaşka bir olay. Ben her yeri gezdirdim ama hâlâ bilmem. Bu apayrı bir konu çünkü. Önce İstanbul’da Belgrad Ormanı, Atatürk Arboretumu… Hocamızla Mayıs ‘92’de başladık. Biz hocanın arkasından yollara düştük. Tabii bu geziler çok ilgi gördü. Hocanın bambaşka bir yeteneği vardı. O anlatma denilen şey çok çok önemli. Önce İstanbul, derken Bursa, Abant, Yedi Göller devam etti. Hoca bazen, çoğunlukla daha doğrusu; takım elbise kravat ile derse girer gibi idi ama bu çok hoş bir olay. Her akademisyen de bunu yapamaz. Faik hocamızın bu özel bir yeteneği idi. Müthiş güzel bir anlatım gücü, apayrı bir değerlendirme. Avuçlarıyla gösteriyor. “Bak burası Ege şimdi. Nehirler böyle yatay gidiyor.” diyor. El kol hareketleriyle müthiş bir anlatım gücü.  Ben hocamla iki kere gezi yaptım. Daha doğrusu hocam benim yaptığım gezilere katıldı. Bir tanesi Kapadokya idi. ’93 yılında. Kapadokya’ya gittik. Ben de anlatıp duruyorum ama Kapadokya, sonuçta orada da flora var, benim de çok iyi bildiğim konular değil. “Bak Faruk’cuğum, onlara kriptik bitki denir.“ dedi. Ben Kripton biliyorum hayatımda. Biz solcu iken Metin Toker vardı, İnönü’nün damadı. Komünistlere karşılık kripto derdi. Meğer bunlar yer altında olup, sonradan patlayan demekmiş. ‘95’te de Karadeniz’e gittik, Güler Hanım ile beraber. Olağan üstü bitki çeşitliliği. Hocam da anlatıyor durmadan. Hocam konuşuyor, bir ara baktım eşi Güler Hanım hayran hayran dinliyor. Muzurluk ya! Gittim yanına “Güler Hanım ilk defa mı dinliyorsun?” dedim. “Faruk Bey bak çok güzel anlatıyor.” dedi. Hoca adım adım önce İstanbul daha sonra Uludağ florası ardından sayısızca Sapanca, Abant, Yedi Göller gezileri yaptı. Spil Dağı, Kaz Dağları, hep üstüne üstüne getirdi ve geriye efsanevi gezi anıları kaldı. Spil Dağı’nda bulduğu bitkiler… Hocamız böyle ortalamanın altında gibi kalırdı ama en önde yürürdü. Herkesten canlı giderdi. ’85-90’larda başladığımız bu gezilerdeki jenerasyon da yavaş yavaş ağaçları, florayı öğrenmeye başladı. Bu da önemli katkı idi. Farklı izler kalmaya başladı. O yüzden hep efsanevi hoca lafını kullandık. Çünkü Faik hoca hem ağacı sevdirdi, ağacı sevdirirken doğayı sevdirdi. Hem doğayı daha anlamlı kıldı. Hem de sürdürülebilir bir gelişme ortamına nasıl sahip çıkacağımızın izlerini verdi. Gerçekten de sonra baktığımızda; bir dergi çıktı Atlas, yayın kurulunda baş kişi. National Geographic Türkçe çıkmaya başladı, hocam baş köşede. Böyle önemli bir katkısı var. Benim anlattıklarım kültür gezisi açısından, gezi kültürü açısından hocamızın yeriydi. Şimdi yerini Necmi Aksoy ile doldurmaya çalışıyoruz ama müthiş bir birikimdi. Her gittiği yerde izi vardı çünkü. Orada şu ağacı dikmiş, burada bunu yapmış. Birisine Faik hoca diyorsun “A!” diye başlıyor. Gerçekten de gezi kültürüne çok büyük bir katkısı oldu hocamızın. Bizim en son etkinliğimiz aslında 9 Nisan’da “Karbon Ayak İzi Ormanı”nın üçüncüsünde 10.000 ağaç dikme günü idi. O alan “Prof. Dr. Faik Yaltırık Alanı” olarak hocamıza ayrılmıştı. Ben burada sözü bitiriyorum. Benden sonra Fahri Aral konuşacak. Fahri Aral hocanın asistanlık dönemindeki öğrencisi.”

“Orman mühendisi oldum ama meslekte çalışmadım hiç. Yayıncılık yaptım. Hapishanelere girdik çıktık. Bu hapishanelere girip, çıktığım zaman Faik hoca “Yahu, bak! Sana bir şey söyleyeyim. Önce şu okul bitir.” dedi. “Hocam onu da bitiririz.” diyordum ama 11 senede bitirdik okulu. 1964’te girdim 1975’te çıktım. Hiç unutmam tabii botanik; 2. sınıfta görülür, Necmi (Aksoy) bilir. O zaman Faik hoca asistandı. Doktorasını yeni yapmıştı. Kürsünün ağır toplarından tabii kürsünün başkanı Hayrettin (Kayacık) Bey vardı ama bir ağır top daha vardı. Burhan Bey ki Burhan Aytuğ ile çok iyi anlaşırdık biz. O bir klasik müzik meraklısıydı. Hep bana sorardı. Ben de o sıra yeni yeni dinliyorum. Ve siyah bir Buick arabası vardı. Rahmetli ölene kadar onu kullandı. Bir Amerikan arabası, 50 model mi, 55 model mi? Sözlüydü sınavlar. Önce Hayrettin Kayacık alır, ondan sonra Burhan Bey alır. En sonunda Faik Bey ile karşı karşıya kalırız ve masaları dolaşır. Ben en son Faik Bey’e geldim. “Sana bir şey soracağım. Sen şimdi cemiyet başkanı da oldun. Çalıştın mı?” dedi. “Hocam, bir şeyler biliyoruz.” dedim. “Dur sana kolay sorayım.” dedi. “Yapmayın hocam, çalıştım gerçekten.” dedim. Çünkü o sıra ben “Orman Fakültesi Talebe Cemiyeti Başkanı olmuştum ve bir siyasi kimlikle gelmiştik oraya. O güne kadar cemiyet seçimlerinde Faruk bilir gençlik; Karadenizliler, yok Kürtler… Cemiyet seçimleri bir yarış içinde geçerdi ki bizim fakülte de öyle idi. İlk defa benim başkan olduğum bir dönemde böyle devrimci bir grup kurduk. Faik hoca sordu bana “Nedir bu devrimcilik?”. “Hocam nasıl anlatacağım sana?” dedim ama çok hoş sohbetlerimiz oluyordu. Cemiyet başkanı olduğum zaman da benim yaptığım işleri çok takdir ederdi. Çünkü kitleden kopuk cemiyet başkanlığı yapmazdık. Öğrencilerin odun ihtiyaçlarını karşılardık, zati ihtiyaçlar derlerdi o zamanlar. Bursların peşinde koşardık. Teksir yapardık. O zaman kitap yoktu. Ders notları vardı. O anlamda da Faik hoca beni her gördüğünde “Aferin, sen iyi işler yapıyorsun.” derdi. Öyle öğrencilik yılları geçti. 68-69, öğrencilikle çok işimiz kalmadı. 70’li yıllarda da iyice koptuk. Ben bir ve ikiyi atladım. Üçten sonra malum ’71, 12 Mart… O anlamda Faik hocayı çok az görürdüm. Arada bir karşılaşırdık. Botanik kürsüsünde bir işimiz olurdu. “Ne o yine benden bir şey mi isteyeceksin?” derdi. “Hocam, Burhan Bey’le görüşmeye geldim.” diyordum çünkü Burhan Bey’le sohbetimiz daha farklıydı bu anlamda. 

Yaşar Kemal’i getirdik bir gün. Cemiyet başkanı iken. Tabii bir yandan da bir çekince de vardı. Okulda sağ görüşlü arkadaşlar da vardı “Acaba ne yaparlar?” diye. Hatta birileri “Ya bu komünisti niye getirdiniz buraya?” dedi. Derken Yaşar abi tabii çok güzel konuştu. O akşam Faik Bey de vardı. Burhan Bey en önde oturuyordu. Hayrettin Bey de en önde oturuyordu. Tabii Yaşar abinin yanında başka olay! O, bir başladı Toroslar’dan envaiçeşit ot, ondan sonra bir suyun hikâyesini, adını unuttum şimdi yukarıdan aşağı Toroslar’dan nasıl iniyor,  diye anlattı. Sonra bitti konferans “Bu adamı niye getirdiniz?” diyen sağcı arkadaşlarımız geldiler “Hocam valla tebrik ederiz seni.” dediler. “Bak dinlediniz, aklınız yerine geldi.” denmeye başlandı. Tabii Faik Bey bunları dışardan izliyordu. Çok hoş bir şeydi. Okulla fazla ilişkim olmadı. Hapishaneye girdikten sonra çıktım. Gördü beni. Okulu bitiriyordum 75’te, geldi beni tebrik etti. “Peki ne yapacaksın?” dedi. “Hocam ben orman mühendisliği yapamam ama başka işlerle uğraşacağım.” dedim. “Sen yine bir şeyler yapacaksın.” dedi. Tarih Toplum Dergisi çıkarıyordum. Biraz Faik hocaya hava atmak için öğrenciyken “Hocam Aznavur diye bir adam var İstanbul’un bitki florasını yazmış.” dediğimde “Ya onlar aşıldı, oğlum! Şimdi neler var!” dedi. Aznavur da tabii 1800’lerin sonunda yazmış galiba ama ben hani bilgiç olduğumu göstermek için söyledim. Yıllar sonra Faruk bu kültür gezileri başlayınca bitki florası ile ilgili aklımda bir şeyler kalmamış.  “Faik hoca var. Başka kimse olmaz. Mutlaka.” dedim. Sonra aradım evden. Bizim Melih Bey vardı. Melih Boydak’tan almıştım telefonunu. “Yahu nerden çıktın?” dedi. “Hocam Faruk Pekin var. Fest Turizm. Seni arayacak.” diye konuştuk. Ondan sonra iş başladı. Faruk anlattı zaten. 

Ama başka bir şey söyleyeceğim. Çok önemli. Ben 1974’te hapishaneden çıktım. Basınköy’de bir ev tuttuk. 75-76’ya kadar orada oturduk. Yaşar Kemallerin evi de bizim tam karşımızda idi. Tilda. İlk eşi. Kitapları İngilizce’ye çeviriyor. Tabii mükemmel bir İngilizce. Fakat arada bir beni arıyor. “Fahri bu ot ne demek?” diye soruyor. “Ne bileyim Tilda ya!” diye cevap veriyorum. En sonunda “Peki, ne yapacağım ben?” dedi. “Ben sana bir telefon numarası vereceğim. Ben konuşacağım hocayla. Sen başın sıkıştığı zaman ararsın.” dedim. Ve o iş başladı. Artık kaç sene sürdü bilmiyorum. Bütün o Yaşar abinin kitaplarında geçen Çukurova’daki bitkilerin Latinceleri v.s.’lerini hocayla yaptı. Sonra Tilda bana dedi ki “O olmasaydı, ben bunları çeviremezdim.“  Ve şu anda İngilizce metinlerde onların karşılığını kesinlikle Faik Bey bulmuştur, söylemiştir derim. O bakımdan gerçekten çok önemli, çok büyük bir insandı. Kendisini sevgiyle, saygıyla anıyorum.”

A. hippocastanum  L. Beyaz Çiçekli At Kestanesi : 20-30 m boylarında, yuvarlak taç formlu görkemli bir ağaçtır. 5-7 yaprakçıktan oluşan yaprak kenarları çift sıralı dişlidir. Mayıs aylarında açan ve dik duran çiçekleri beyaz renkli olup, diplerinde kırmızı ya da sarımsı lekeler bulunur. Prof.Dr Faik Yaltırık’ın verdiği bilgilere göre At kestaneleri Avrupa Kentlerinden önce İstanbul bahçelerinde boy göstermiştir. Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun büyükelçisi Ghislainde Busbecq 1576’da İstanbul’da Kanuni Sultan Süleyman’ı Topkapı’daki sarayında ziyaret ettiğinde, at kestanelerini görmüş ülkesine dönerken lale soğanları ile birlikte bu ağaç türünün tohumlarını da Viyana’ya götürmüştür. Çok eskiden beri Bursa ve Edirne kentlerimizde park ve yollara dikilmiş bulunan, Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Ankara caddelerini süsleyen bu ağaç türü çok önceleri İstanbul’da görülmüştür. Sarayın hassa bahçelerinde çalıştırılan Arnavut bahçıvanlar bu türü, doğal yetiştiği Arnavutluk’un dağlık bölgesinden getirmiş olabilirler.”

Anadolu Kültüründe Ağaçlar “P. usbekistanica subsp. usbekistanica’nın gövdesi beyaz ve silindirik olduğundan çoğu ormancı bu ağacı akgelinlere benzetir. Faik Yaltırık, bu kavak çeşidinin Anadolu’ya ve buradan Balkanlara, doğan çocuklar için kavak dikme geleneği olan Türk boyları tarafından Orta Asya’dan getirildiğini öne sürer. Kentlere göçüp henüz kentlileşememiş yurttaşlarımızın gecekondularının bahçelerine diktiği kavaklar da bu çeşittendir. (1) Özbek kavağının Türklerle birlikte Anadolu’ya taşınması, kültürel gerekçelerin ağacın yayılmasına katkısını göstermesi açısından ilgi çekicidir.” Hasan Torlak

“Faik Yaltırık, "Taksim Gezisi, Dünden Bugüne"  adlı makalesinde dönemin Gezi Parkı olaylarını böyle anlatıyor: 1944'te Taksim Gezisi'nin Taksim Meydanı'na bakan ön (güney) kısmında, dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün at üzerindeki heykelinin kaidesi inşa edilmiş ancak heykel hiçbir zaman dikilememiştir. 1950'de Demokrat Parti iktidara geldikten sonra da, atlı heykel uzun süre bir depoda bekletilmiş, sonunda kaide söktürülmüş, heykel bu parka değil, Maçka'daki Taşlık Parkı'na dikilmiştir. Taksim Gezi Parkı uzun bir süre "İnönü Gezisi" olarak adlandırılmıştır.” Kaynak: ROTAHABER

Yaltırık’a göre, erguvan Akdeniz kökenli bir ağaçtır. Naziktir. Soğuk rüzgârları sevmez. Üşür, zarar görür. Erguvan’ın İngilizce adı "Judas tree" yani "Yahuda ağacı"dır. Bu nedenle anavatanının İsrail olduğu öne sürülür. Kim ne derse desin, erguvan benim için İstanbulludur ve en çok da bu kente yakışır." Mehmet Yaşin, Hürriyet

“Erguvan (Cercis siliquastrum) yaprak döken, küçük ağaçlar sınıfından bir bitkidir. Çiçekleri 1,5-2 cm uzunluğunda kendi ismiyle anılan özel bir renktedir, zaten “erguvan”  Farsça bir renk ismidir. İstanbullular için erguvan demek İstanbul Boğazı ve tez geçen bahar demektir. Nisan sonu ile Mayıs başında yalnızca birkaç hafta gibi kısa bir süre için mor-pembe karışımı kendine özgü bir renkte çiçekleri açar, baharın müjdecisi kabul edilir. Prof. Dr. Faik Yaltırık bu ağaç hakkında bakın neler söyler: "Boğaziçi’nin süs ağacı erguvan, baharın geldiğini müjdelemek için sabırsızdır. Daha yapraklanmadan son derece cömertçe çiçek tohumlarını açıverir... Erguvan, güzelliğinden habersiz, kor dudaklı bir köy güzeli gibidir ve onun kadar da kanaatkardır". İngilizce’de  erguvana “Judas Tree”  denir, Hristiyan inanışına göre İsa'ya  ihanet eden Havari Yahuda kendini bu ağaca asmıştır. Söylenceye  göre  bu olaydan sonra önceleri beyaz olan erguvanın çiçekleri utançtan şimdiki orijinal rengine dönmüştür. Hristiyanlığın ve Bizans’ın önemli simgelerindendir. Erguvan İmparatorluğun resmî rengiydi. Bizans hükümdarlarının kıyafetlerinde kullanılan bir renktir. İmparator dışında hiç kimse erguvan renkli  pelerin giymezdi.  İmparatorlar Erguvan Sarayı’nın Erguvan Odası’nda doğardı. Erguvan ilginç bir şekilde tıpta hiç kullanılmamaktadır, kayıtlarda erguvanın şifa verici yönü olduğuna dair hiçbir bilgi yoktur. Buna karşılık edebiyatta çok sık karşımıza çıkar. “Erguvan Ağacı”, Cronin’in  (1896-1981) en ünlü romanlarından birisidir. Romanın sonunda, gün ağarırken, bahçedeki erguvan ağacında Yahuda gibi kendini asmış bir kişinin  siluetini  görürüz. Cronin’in tıp doktorudur, Birinci Dünya Savaşı’nda  cerrah olarak görev yapmış, sağlık nedenleriyle mesleği bırakınca yazarlığa başlamıştır.” https://argoscelik.blogspot.com/2013/04/erguvan.html

“Ormanın 16. yüzyılda kazandığı koruma statüsü, tarihimizde pek az yere nasip olan bir şansla Cumhuriyet dönemine kadar devam eder. Hatta, 1894 yılında çıkarılan bir ‘‘irade-i seniye’’ ile ormana ismini veren ‘‘Belgrad Köyü’’ yarattığı çevre kirliliği yüzünden kaldırılır ve her ne sebeple olursa olsun ağaç kesimi yasaklanır. Belgrad Ormanı'nı bir mesire yeri olarak ilk kullanmaya başlayanlar ise özellikle Fransız ve Ermeniler'in başını çektiği azınlıklardır. Yaz sıcaklarının bastırıp Beyoğlu'nun (Pera) bulaşıcı hastalıklarla cebelleşmeye başladığı dönemde, elçiliklere bağlı birçok yabancı, Karadeniz rüzgarlarına açık, bu bol ağaçlıklı sayfiyeye akın eder. Yaşayan en büyük botanikçilerimizden Faik Yaltırık, İstanbul Ansiklopedisi'nde, zamanın İstanbul'unda Türkler için Kağıthane ne ise, Belgrad köyünün de yabancılar için aynı şey olduğunu söyler. İstanbul'un sayfiye defterinde Kağıthane sayfaları çoktan tükendi. Ulaşım vasıtaları gelişti, yollar güzelleşti. Geçmişin tüm piyade ve süvarileri motorize birlik haline gelince çıkartmalar Belgrad Ormanı'na yapılmaya başlandı.1956 yılında Neşet suyu ve bentler mıntıkasında kurulmaya başlanan piknik alanlarının sayısı bugün yediye ulaşmış durumda. Dörtte üçü meşelik. Hafta sonu misafirlerine ev sahipliği yapan fedakâr orman eşrafından da bahsetmek lazım elbette. Yine Faik Yaltırık hocadan edindiğimiz bilgilere göre, Belgrad Ormanı, kışın yaprak döken çok sayıda ağaç ve bitki türünün oluşturduğu ‘‘yapraklı’’ adı verilen bir orman türü. Mevcut ağaçlar arasında sayı olarak ilk sırayı toplum popülasyonun dörtte üçünü oluşturan meşeler alıyor. Sapsız meşe, Macar meşesi ve saplı meşe olmak üzere toplam üç çeşit meşe var. Meşelerden sonra en çok bulunan üç ağaç türü, doğu kayını, adi gürgen ve Anadolu kestanesi. Ormanda tam 71 çeşit kuş ve 18 memeli hayvan türü yaşıyor. Avlanma yasağının getirdiği koruyucu önlemler sayesinde yaban hayatı oldukça zengin kalabilmiş. Rekreasyon alanlarının biraz dışına çıkıp kulağınızı ormanın sesine vermeniz belki de hiç fark etmediğiniz birçok sesi size ulaştıracaktır. Çalıların içinden yavaşça süzülürken kuru bir dala basarak kendini ele veren bir gelincik; can havliyle sıçrayan kurbağanın peşinden aynı hızla ilerleyen, hatta ayaklarınızın ucundan geçerken sizi bile umursamayan yılan; tenha yerlerde ve özellikle geç saatlerde dolaşan tilki ya da kurtlar; gözden uzak çöplüklere burnunu sokan yaban domuzları; ormanın iç bölgelerinde koşan birçok arkadaşımızın uzaktan gördüklerini söylediği geyikler... Kısacası hiç de azımsanamayacak bir çeşitlilik. Sağlıklı yaşam parkuru, mangal dumanlarının tüttüğü, insanların serin ve lezzetli suyu için beyaz plastik bidonlarıyla çeşme başında uzun kuyruklar oluşturduğu Neşet Suyu'ndan başlıyor. Büyük Bent'in etrafında dolanarak devam eden bu parkur 6.5 kilometre sonra yine aynı yerde sona eriyor. Parkurda toplam 17 egzersiz programını yine bu istasyonlarda bulmak mümkün. Ancak öyle sanıyorum ki, uygun egzersizi seçmek kadar, doğru spor arkadaşlarını da seçmek gerekiyor. Aylar sonra ormana gidip damarlarında akan kana güvenerek arkadaşlarına uyan ve 18 kilometre koşan bu satırların yazarı, zedelenen sol ayak tandonu nedeniyle şu anda evde oturuyor.“ İstanbul Büyükşehir Belediyesi İnternet Sitesi

Özetleyecek olursam:

Prof. Dr. Faik Yaltırık[1]

d. 1930 Ereğli, ö. 2016 İstanbul

1930 yılında Karadeniz Ereğli'sinde Nevzat – Eyüp Yaltırık’ın ilk çocuğu olarak doğmuştur. Babasının memuriyeti sebebiyle çocukluğunun bir bölümünü Şanlıurfa’da geçirmiş, daha sonra İstanbul’a taşınarak eğitimini 1947 yılında Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun olarak tamamlamıştır. Aynı yıl dedesi Tayyıp Ural’ın ormancı olmasından dolayı İ.Ü. Orman Fakültesine girmiş ve 1952 yılında aynı fakülteden birincilikle mezun olmuştur.

Askerlik görevini tamamladıktan sonra OGM'de, EIEI gibi kurumlarda çalışmıştır. 1957 yılında İ.Ü. Orman Fakültesi Orman Botaniği Kürsüsü’ne asistan olarak atanmıştır. 1963 yılında "Belgrad Orman Vejatasyonunun Floristik Analizi ve Ana Meşcere Tiplerinin Kompozisyonu Üzerine Araştırmalar" adlı tezi ile Doktor unvanını kazanmıştır. 1968 yılında hazırladığı "Yerli Akçaağaç (Acer L.) Türleri Üzerinde Morfolojik ve Anatomik Araştırmalar" konulu tezi ile Doçent unvanını almıştır. 1976 yılında Profesörlüğe yükseltilmiştir.

Türkiye'de yetiştiği bilinmeyen çok sayıda ağaç türü ve varyetelerini ortaya çıkarmış ve bunlara yeni isimler vermiştir. Söz konusu çalışmalarını yayınları ile dünya bilim çevrelerine duyurmuştur.

Türkiye Florası’nda Prof. Dr. Faik Yaltırık’ın Adının Verildiği Bitki Taksonları:

Campanula yaltirikii H.Duman, Türkiye’nin Antalya Bölümü

Centaurea yaltirikii subsp. yaltirikii N.Aksoy, H.Duman & Efe, Türkiye’nin Batı Karadeniz Bölümü

Crataegus yaltirikii Dönmez, Türkiye’nin Hakkâri Bölümü

Erysimum yaltirikii Yıld., Türkiye’nin Orta Karadeniz Bölümü

Pyrus yaltirikii Browicz, Türkiye’nin Yukarı Fırat Bölümü

Quercus trojana Webb subsp. yaltirikii Ziel., Petrova & D.Tomasz., Türkiye’nin Akdeniz Bölgesi

Sorbus caucasica Zinserl. var. yaltirikii Gökşin, Türkiye’nin D. Karadeniz Bölümü

Cercis siliquastrum L. nothosubsp. yaltirikii (Ponert) Govaerts, Türkiye’nin Antalya Bölümü

Juniperus oxycedrus f. yaltirikiana Meral Avci & Ziel., Türkiye’nin Batı Karadeniz Bölümü

Pinus nigra Arn. subsp. pallasiana (Lamb.) Holmboe var.  yaltırıkiana Alptekin, Türkiye’nin Orta Karadeniz Bölümü

1948-1988 yılları arasında, Edinburgh Üniversitesinden Prof. Dr. P.H. Davis’in editörlüğünü yaptığı ve geniş bir ekip tarafından hazırlanan, Kraliyet Botanik Bahçesi (The Royal Botanic Garden) Herbaryumu’nda yazımı tamamlanan ve tümü basılan 10 ciltlik "Flora of Turkey and the Aegean İslands" adlı büyük eser için YALTIRIK, odunsu bitkilere ait çok sayıda familya, cins ve türlerin revizyonlarını gerçekleştirmiştir.

Yurt içinde ve dış ülkelerde bilimsel çalışmaları ilgiyle izlenen YALTIRIK'a 1973 yılında TÜBİTAK tarafından "50. Yıl Cumhuriyet Ödülü" verilmiştir. Ayrıca, 1986 yılından itibaren de İtalyan Ormancılık Bilimleri Akademisi’ne (Academia İtaliana Di Science Forestali Firenze) üye seçilmiştir. Türkiye’nin ilk canlı ağaç müzesi olan Atatürk Arboretumu’nun kurucularındandır.

1981-1986 yılları arasında İÜ Orman Fakültesi Dekan Yardımcılığı görevini yapmıştır.

1997 yılında yaş haddi nedeniyle emekli olmuştur. Kışları Levent’teki evinde, yazları Silivri’deki yazlığında sakin bir emeklilik hayatı geçiren Yaltırık, 19 Temmuz 2016’da 86 yaşında İstanbul’da vefat etmiştir.


[1] Özgeçmişin bir bölümü İ.Ü. Orman Fakültesi web sayfasından alıntılanmıştır.

 

Rengigül Ural, 19 Temmuz 2020, Suadiye

Kaynak: Rengigül e-kitabı, makaleler, RE Books Arts Yayınevi Özel Arşivi

(RE Books Art Yayınevi Kitaplığı’mın düzenlemeleri bittiğinde Botanik Bölümü de hayata geçecek kısmetse. Yaşarken anılarını kaleme aldığım için mutluyum. Royal Botanic Garden’nın 1971’de 350. Yıldönümü’ne İngiltere kraliçesinin davetlisi olarak annemle birlikte katılan babama anılarını yazarken sormuştum: “Ülkemizde de 350. yılını kutlayan bir botanik bahçesi olsun ister miydin?” Tebessüm etmişti. “İsterim elbette.” demişti. Yıldız Parkı’nın bu şekle gelmesi için bir proje hazırlamıştı. Kitapları, defterleri, yazışmaları, fotoğrafları, diaları, bilimsel şahsi eşyaları diğer aile fertlerime ait yadigarlar ile kayıt altına alınmıştır. Bu zorlu süreçte bana destek veren eşim Ersin Ural ve oğlum Utku Ural’a teşekkür ederim.)