Açıklama

“Marka Olma Yolunda Sürdürülebilir Başarı”da “Efsane” Diye Anılmak: Prof. Dr. Faik Yaltırık ve Turgay Şeren

Ailemizin 150 yılını içeren “Rengigül” kitabı yayına hazırlanmakta iken, 2016 Temmuz ayında babam Prof. Dr. Faik Yaltırık’ı, Turgay Şeren* ile aynı kurumda; Galatasaraylılar Yurdu – Florya’da arka arkaya kaybettik. Her ikisi de “efsane” olarak anıldı, kendi branşlarında. Yaltırık botanikte, Şeren futbolda öncü ve örnek olmuşlar; biri botanik, diğeri futbol tarihindeki yerlerini almışlardı.

Her ikisindeki ortak “efsane”yi bulmalıyım diye düşündüm. Odaklandığım noktaları irdeledikçe, ayrıntıları inceledikçe içgüdüsel başladığım araştırmamda mutlu oldum.

Turgay Şeren’i çeşitli kaynaklardan okudum. “Galatasaray Spor Kulübü Resmi İnternet Sitesi” 7 Temmuz 2016 tarihli “O Hep 1 Numara’ydı...” başlıklı yazısı, odaklandığım noktaların sanki özetini yapmıştı ve ardından Orhan Karaveli’nin bir videosunu koymuşlardı, Galatasaraylılar Yurdu’nda çekilen. Ülkemde böyle yurtların da artmasını dilerim zira yıllar geçtikçe daha çok ihtiyaç duyulacak. Bakalım ne detaylar karşımıza çıkacak, altını çizdiğim:

“O Hep 1 Numara’ydı...”

“Turgay... Koca dev... Türkiye'de, kaleciliği direkler arasındaki dar boyuttan kurtarıp ceza sahasında söz sahibi yapan devrimciydi... Refleksleri, hızlı karar verebilme özelliği, yer tutma ustalığı ve golü en kolay hazırlayan uzun degajlarıyla mesleğinde yeni bir çığır açan ustaydı.

Kaleciliğindeki klası bir yana sportmen yaradılışı ve efendi yaşayışıyla da alkışlanacak bir büyüktü Turgay Şeren... Sular mürekkep olsa; Turgay Şeren'i anlatmaya yetmezdi... Güçlüydü, üç direk arasında yarı ilah arayanlar için alkışların şımartmadığı; övgülerin yolunu şaşırtmadığı, yergilerin kızdırmadığı bir olgunluğun potasında yoğrulmuştu... 

Atatürk’ün kalem müdürü Sabit Şeren’in oğlu olarak 1932 yılında Ankara Keçiören'de dünyaya geldi Turgay Şeren. Adını Mustafa Kemal Atatürk “Türkay” olarak koymuştu ancak Galatasaray Lisesi’nde Fransız öğretmenlerin, ismini “Turgay” şeklinde söylemesi “Turgay”** olarak tanınmasına neden oldu. 

İlkokulu Çorlu'da okurken 3000 kişinin girdiği sınavı ikincilikle kazanarak Galatasaray ile tanıştı. Topla okulda buluştu; bir daha da gözlerini ondan ayırmadı. Önce basketbol ve volaybola merak saldı; ardından okulun yanıbaşındaki Şeref Stadı'nda seyrettiği futbol maçları sonrası ilgilenmesi gereken sporun futbol olduğuna karar verdi. 

1945'te Beyoğlu'ndaki Galatasaray Lisesi binasına geçince ondaki yeteneği keşfeden isim okulun Beden Eğitimi Öğretmeni Mehmet Ali Gültekin oldu. Önceleri okul takımında ardından Molley'in isteği ile Galatasaray genç takımında santrfor olarak oynadı. Ancak 15 yaşında A takımla birlikte ilk kez maç yaparken yeri santrfor değil; kaleciydi...

Ulvi Yenal'ın Erdoğan Atlıoğlu'nun koruduğu Galatasaray kalesini 1949 yılında tamamen devraldı Turgay Şeren... İlk başta hemen bir lakap taktılar ona: Geçilmez kale!

Galatasaray kalesini korumaya başladıktan 1 yıl kadar sonra Turgay Şeren bu kez milli takıma çağrıldı. Mayıs 1950'de İran'ı 6-1 mağlup ettiğimiz maçta kaleyi koruyan isim oydu. Geçilmez kale, 1951 yılı 17 Haziran'ında tarih boyu unutulmayacak bir 90 dakikaya çıktı. Berlin Olimpiyat Stadı'nda Türk Milli Takımı destan yazıp 2-1 galip gelirken Avrupa futbolunun en önemli temsilcilerinden birine karşı yaptığı kurtarışlar Turgay Şeren'e "Berlin Panteri" unvanını verilmesini sağlamıştı. Hatta o gün sahada olan Almanların efsane golcüsü Fritz Walter, yıllar sonra Turgay Şeren'i "Ben şu kalecinin Berlin'de bizim karşımızda yaptıklarını hayatım boyunca ve ondan sonra hiçbir kalecide görmedim" diyerek özetlemişti. Turgay Şeren'in 50. milli maçını Almanya'ya karşı oynaması bile bu nedenledir...

1954-55, 1955-56 ve 1957-58 sezonlarında İstanbul Profesyonel Ligi; 1961-62 ve 1962-63 sezonlarında Milli Lig; 1962-63, 1963-64 ve 1965-66 sezonlarında Türkiye Kupası şampiyonlukları yaşadı. 1967 yılına kadar 405 resmî maça çıktı. Milli takıma bir Sovyetler Ligi maçıyla; Galatasaray'a ise yine bir Temmuz günü Şöhretler Karması maçıyla omuzlarda ve ağlayarak veda etti.”

Babam Prof. Dr. Faik Yaltırık ise “Yaşayan en büyük Türk Botanikçisi.” olarak biliniyordu. Vefatından sonra gerçekleşen anma toplantılarında “Efasane Hocayı Kaybettik”, “Bitki Dünyasının Duayenlerinden” diye bahsediliyordu. Uluslararası bilim konseylerinde yer almış, ülkesini temsil etmişti.

“Prof. Dr. Faik Yaltırık, İtalyan Ormancılık Bilimler Akademisi’ne, Akademi Konseyi’nce üye seçilmiştir. Kendisine üyelik belgesi ile gümüş madalya gönderilmiştir. Bu üyelik, Balkanlar ve Yakın Doğu ülkeleri arasından, sadece Türkiye’den Prof. Dr. Faik Yaltırık’a verilmiştir. (Orman Botaniği alanında yapmış olduğu çalışmaları göz önünde tutarak verilmiştir, onurlu bir üyeliktir.)”

“Halk arasında ''Topkaraçam'' ya da ''Çoban çamı'', literatürde ise ''Pinus Nigra Şeneriana'' diye bilinen Şeneriana çamının varlığı, ilk kez Türk bilim adamı Prof. Dr. Faik Yaltırık tarafından 1955 yılında ortaya çıkarıldı.”

“Prof. Dr. Faik Yaltırık, Türkiye'nin orman ağaçları ve otsu bitkileri üzerinde 40 yılı aşkın bir süreden beri araştırmalarda bulunmuş, ülkemizde yetiştiği bilinmeyen çok sayıda ağaç türü ve varyetelerini ortaya çıkarmış ve bunlara yeni isimler vermiştir.  Dâima yabancı botanikçiler ile yazışarak fikir alışverişinde bulunmuştur.” Gökhan Eliçin, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, Seri A, Cilt 47, Sayı 2, 1997

Ağaç: Prof. Dr. Faik Yaltırık’ın tanımına göre; boyu en az beş metre, gövde çapı da on santimetreden aşağı olmayan dal, sürgün ve yaprakların oluşturduğu tepe tacını tek bir gövde ile taşıyan, her yıl çap artımı yaparak kalınlaşan, boy büyümesi yaparak boylanan ve dokularındaki hücrelerin büyük bir kısmı odunlaşmış olan uzun ömürlü odunsu bitkilerdir.” (Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği Çalışma Grubu, (climatechange.boun.edu.tr/neslihan.)

Yetiştirdiği öğrencileri, meslektaşları yeni kitaplar yayınlayınca; “Açtığınız yolda ilerliyoruz, hocam, ellerinizden öperiz.” diye kadirşinaslıklarını bildirip, hocalarını mutlu ediyorlar hem de gelecek nesle örnek oluyorlardı.

Dünyada kendi konusunda önder olmuş, örnek alınmış kişiler (Liderler, bilim insanları, sanatçılar, sporcular, ticaret erbabı) gerçekte, çoğunlukla mütevazı ailelere mensuptular. Babamın ailesi gibi ve botanik dünyasının, öğrencilerinin sevip, saydığı babam, Gazi Mustafa Kemal’in baba soy ağacında damat olarak yer almaktaydı.

Hasan Ali Yücel’in “İftihar Listesi”nde yer almış ve okullarını hep birincilikle bitirmişti.

“Faik Yaltırık’ın 1961 yılında İngiltere’ye ilk gittiğinde fakültede okuduğu derslerin ve o derslerden aldığı notların transkripsiyonu gerekmiş. Dekanlıktan sağladım. O kadar kolay oldu ki İngilizce bu bilgileri yazmak; tüm notlar “excellent”. “Excellent” kelimesini de ben o zaman öğrendim. İngilizcem yoktu. Ama iki tane de “good” yazılı idi. O da iyi demekmiş. Fakültemizin İstanbul Üniversitesi’ne bağlandıktan sonra, 1948’den bu yana ondan daha üstün notlara sahip olmuş hiçbir mezunu yoktur.” Prof. Dr. Burhan Aytuğ sempozyum konuşma metninden, “Kasnak Meşesi ve Türkiye Florası Sempozyumu” 21-23 Eylül 1998

“Burada ben Faik Yaltırık’ın tüm boyutları ile anlatıldığı bir toplantıda, sivrileşmiş bir Faik Yaltırık’ın önemini vurgulamak için bulunuyorum. Bilim adamı olabilirsiniz. Cumhurbaşkanı da olabilirsiniz. Ama bir şeyi yapamazsınız. O da kuşaklar arasındaki bağın güçlü, geleceği önceden gören kolaylıklara doğru sapmasız insan tipi fazla yetiştiremiyorsunuz. Aranızdaki fark oradan ortaya çıkar.”  Prof. Dr. Metin Sözen’in sempozyum konuşma metninden. “Kasnak Meşesi ve Türkiye Florası Sempozyumu” 21-23 Eylül 1998

Büyük Atatürk’ün, 1930 yılında söylediği bir söz var. Şöyle diyor; “Öğrenci her ne yaşta olursa olsun, onlara geleceğin büyükleri gözüyle bakılmalı ve öyle muamele edilmeli”. Sayın Hocam F. Yaltırık, âdeta bu misyonu yüklenmiştir. Biz öğrencileri onun nazarında birer büyük insandır. Dersini bitirdikten sonra etrafına halkalanıp, konuşma fırsatı bulabilirsek kendimizi çok iyi hissederdik. Çok mutlu olurduk. Eğer Sayın Hoca’mın bu tavrı, tarzı ilaç yapılabilseydi, ampul, süspansiyon veya tablet olarak; herhâlde dünyada satış rekorları kırardı. Bunu yapan arkadaşımız da çok güzel köşeyi dönerdi. Sayıları binli rakamlarla ifade edilen, bugün eczacı unvanını kazanmış bizler,  gerek derslerimizle ilgili,  gerekse sosyal açıdan gösterdiği emek ve çabalar için kendisine çok şeyler borçluyuz. Bu borç ödenmez bir borç…” Eczacı Sedat Can’ın, “Kasnak Meşesi ve Türkiye Florası Sempozyumu” 21-23 Eylül 1998

“Rahmetli hocayı ilk kez İstanbul Süleymaniye'de,  sistematik botanik  Doçentlik sınavında  jüri üyesi olarak  tanımıştım. Babacan tavırları ile adayları rahatlatırdı. Diğer jüri üyeleri H. Demiriz, Betül Tutel, Hayrettin Kayacık ve Saffet Baydar  idi. Tek hayatta kalan herhâlde Saffet hoca olmalı.  Allah hepsine rahmet etsin. Son kaybımız Faik hocanın yakınlarına ve çalışma arkadaşlarına sabırlar dilerim.  Sonraki yıllarda  Edinburgh'taki Güney Batı Asya toplantısında H. Demiriz ile beraber  karşılaşmıştık. Daha sonra da  İzmir'deki bir sempozyumda, Spil  Dağı gezisinde  yakından tanımıştım.  Gençlere devamlı çevresindekiler hakkında bilgiler verirdi. Allah taksiratlarını affetsin, mekânı cennet olsun.”
Sadık Erik, Hacettepe Üniversitesi   

“It is with great sadness that I learnt from Ian that Prof. Faik Yaltirik has passed away. I do clearly remember him surrounded by happy students, all sitting down and listening to him with smiley faces at the top of Manisa Dag during the Izmir Symposium. He was sitting on a rock and behind him there were splendid wide views, I think of almost to the sea. He was very good indeed with young people and I could see they loved him.  Apart from all his work as botanist, I saw he was a kind, generous man. And that is what we are all remembering at this moment - long live Faik in our hearts and ours! My personal condolences and the condolences of the Herbarium of the University of Coimbra. Kind regards,” Fátima Sales, Prof. Associate  •  Herbarium Curator (COI) Centre for Functional Ecology  Dpt Life Sciences   

Anlaşılıyor ki “efsane” olmak için çok çalışmak değil, çalışkanların çalışkanı olmak gerekiyor. Konusunda yeni yöntemler geliştirmek gerekiyor. Sistem insanı olmak gerekiyor. En önemlisi “insan” olmak gerekiyor. Her yaştan değişik kültürden gelen taraftarların ya da öğrencilerin sevgisini kazanmak gerekiyor. İçten yapmak ise en önemli meziyet. Bunu son paragraflardan anlayabiliriz. Hem Türkçe hem İngilizce dünyanın farklı bölgelerinden farklı kişilerce aynı/tıpkı ifadeler varsa Rudyard Kiplig’in “if” şiirindeki “insan olmak” başarılmıştır. Yaşarken Turgay Şeren de Prof. Dr. Faik Yaltırık da göz yaşlarını saklayamadılar. Duygularını üzüldüklerinde de sevindiklerinde de belli ettiler. 

"Galatasaray ile yaşayıp, Galatasaray ile ölen bir efsane!" - "Ağaç bilimi ve Beşiktaş ile yaşayıp, ölen efsane"! Ve her ikisin de bağı: “Atatürk” bağı idi.

Nur içinde yatsınlar yaklaşmakta olan yıl dönümlerinde.

 

 

** “Turgay Şeren Galatasaray Lisesinde okumaya başlayınca Çoğu Fransız olan hocalar Fransız alfabesinde "k" harfi olmamasından dolayı ismini sürekli Turgay olarak telaffuz etmişler ve ismi günümüze kadar Turgay Şeren olarak gelmiştir.” Oktay Aras Kitaplığı

https://www.galatasaray.org/haber/galatasaray-haberleri/o-hep-1-numaraydi/32749

http://www.rebooksandarts.com/makale/marka-olma-yolunda-surdurulebilir-basari-da-efsane-diye-anilmak-prof--dr--faik-yaltirik-ve-turgay-seren